Bazı tatlar vardır; sadece damağa değil, hafızaya da hitap eder. Tarhana bunların başında gelir.

Kış sabahları kaynayan tencerenin buğusu, annelerin “üşütme” uyarıları, hasta günlerin şifası… Şimdi o tarhana, hiç alışık olmadığımız bir rolle karşımızda: cips olarak.

İlk duyduğunuzda burun kıvırmanız normal. Çünkü tarhana bizim için çorbadır; kaşıkla içilir, üzerine nane yakılır. Ama mutfak dediğimiz şey, biraz da cesaret işidir. Geleneksel olanı bugüne uyarlamak, onu öldürmez; aksine yaşatır. Tarhana cipsi tam olarak bunu yapıyor.

Üstelik bu yeni hâl, günümüzün en büyük ikilemine de cevap veriyor:
“Hem sağlıklı olsun hem atıştırmalık olsun.”
Market raflarındaki katkı maddeli, ne yediğimizi tam bilmediğimiz cipslere karşı; yoğurtla, sebzeyle, emekle mayalanmış bir alternatif duruyor karşımızda.

Tarhana cipsi yapımı aslında başlı başına bir mesaj. Aceleye gelmiyor. İnce yayılıyor, sabırla kurutuluyor, yakmadan çıtırlaştırılıyor. Yani tam da bugünün hızlı tüketim alışkanlıklarına sessiz bir itiraz gibi. “Yavaşla” diyor, “evde yap, ne yediğini bil.”

Bir başka yönüyle de bu cips, mutfakta yaratıcılığın önünü açıyor. Kimi baharatlı seviyor, kimi çocuklar için sade. Fırında, tavada ya da airfryer’da… Tarhana, form değiştiriyor ama ruhunu kaybetmiyor. Hâlâ Anadolu’nun, hâlâ evin, hâlâ tanıdık.

Belki de bu yüzden tarhana cipsi sadece bir tarif değil; küçük bir kültürel dönüşüm. Geçmişle bugünü aynı tabakta buluşturma çabası. Çorba kâsesinden çıkıp cips tabağına uzanan bu yolculuk, bize şunu hatırlatıyor: Gelenek dediğimiz şey, donup kalmaz; uyum sağladıkça yaşar.

Bir gün eliniz televizyon karşısında cips kâsesine uzanırken, içinden tarhana çıkarsa şaşırmayın. O, çocukluğunuzdan bugüne uzanan çıtır bir selam olabilir.