Doğum günlerimiz ve burcumuz aynı olduğu için sıra dışı bir başkan, ezber bozan bir başkan olacağını seçimlerden önce öngörmüştüm.

Ne yapacağı önceden kestirilmeyen ama bir yol haritası olan başkanın; Soyer ailesinin kentin simgesi haline gelen yapıyı restore ettirerek yeni ikametgahları haline getirdiği ve kamuoyunda sıkça tartışma konusu olan tarihi Şato'nun tekrar vatandaşın kullanıma sunması bana göre İzmir’de yapılan en radikal ve en büyük işti. Olur mu öyle; altyapı, trafik, yollar demeyin. Onlar da olacak ama şifre burada yatıyor. İstanbul belediyesini kazanan Cumhurbaşkanı Erdoğan ilk ne yaptı? Çamlıca ve sosyal tesisleri bir araştırın bakalım.Sonrasında halici de çözdü, çöpleride. Şifre bir: Halkın desteği ve refahı.

Tabi öyle olunca her başarının cezalandırıldığı bir siyasi ortamda Tugay, İzmir siyasi tarihinde ilk kez kendi partisinin tüm belediye başkanları tarafından eleştirilen, köstek olunan, ilçe belediye başkanları tarafından da yalnız bırakılan bir belediye başkanı oldu. AK Partiye geçecek diye içeriden fitne ateşleri çıkarıldı. Hatta Soyer ve eski CHP il başkanına yapılan operasyonları bile Tugay’a yıkmaya çalıştılar.

Ama Tugay şifreleri çözmüştü, kısır döngülere girmeden, cenderede sıkışmadan, kurtlar sofrası davetine icap etmeden soluğu Kültür Park'ta kapılarını açan giren İlber Ortaylı Kütüphanesi’nde Kadifekale'liçocuklarla bir araya gelerek aldı. Şimdi ise “Aytmatov Kütüphanesi” projesi için kolları sıvadı. Şifre iki : Eğitim

Bana göre Tugay’ın yaptığı tamamen; dev bütçeli, engellenmeye açık projeler yerine; mahalle bazlı, düşük maliyetli ama dokunuşu yüksek işlere odaklanarak ‘’Mikro İcraat Devrimi’’dir.

Fakat bir de başkanlığın yanında acımasız da bir siyaset var. Orası kurtlar sofrası gibidir. Kurtlar sofrasında hayatta kalmanın ilk kuralı da av olmaktan çıkıp sofradaki dengeleri bozmaktır. İşte o yüzden kendisine karşı kurulan kumpasları önceden sezmişve belediye içindeki "truva atlarını" temizleyerek bir iç denetim mekanizması kurdu. Kendi partisi ve iktidar arasına sıkışmak yerine, "Halk Partisi/Halkın Başkanı" kimliğini kurumsallaştırmaya ve siyasi partilerin değil, sokağın desteğini arkasına alarak bu cendereden çıkmaya çalıştı. Biliyordu ki: Sokağın gücü, genel merkezlerin gürültüsünü keser.

Eski bir hikaye anlatılır; ormanın derinliklerinde bir geyik, peşindeki iki ayrı kurt sürüsü arasında sıkışmış. Bir yanı uçurum, bir yanı düşman. Kurtlar başlamışlar geyiğin etrafında dönmeye. Biri diyor ki; "Bize sığın, öteki sürüyü beraber haklayalım ama sonra boynuzlarını bize teslim et." Diğeri diyor ki; "Zaten gücün bitti, teslim ol da acısız gitsin."
Geyik ne yapmış biliyor musunuz? Ne sağa bakmış ne sola. Başını gökyüzüne kaldırmış, ormanın tüm sakinlerini şahit tutmuş ve öyle bir haykırmış ki, kurtlar şaşkınlıktan duraksamış. Çünkü o an anlamışlar; geyiğin korkusu geçmiş, geyik artık "orman" olmuş.

Kurtlar sofrasında "et" olmaya karar verirseniz, eninde sonunda çiğnenirsiniz. Çünkü o sofranın kuralı budur: Güçlü olan zayıfı yer, sadık olmayan kapı dışarı edilir. Ancak o sofrada "garson" ya da "yemek" olmayı reddedip, "sofrayı kuran irade" yani halkı yanınıza alırsanız, işler değişir.

Siyasetin o karanlık koridorlarında taksit taksit ömür tüketenlere sormak lazım: Bir siyasetçinin asıl evi neresidir? Genel merkezlerin deri koltukları mı, yoksa vatandaşın nasırlı eli mi? Eğer Başkan, genel merkezden aferin beklemeyi bırakıp mahalle bakkalından "Allah razı olsun" almaya odaklanırsa, o cendere kendiliğinden gevşer. Çünkü halkın "evladımız" dediği adama vurulan her balyoz, vuranın elinde patlar.

"Cendereden Elmas Çıkar" en sert elmaslar, en yüksek basınç altında oluşur. Baskı altındaki Tugay, mağduriyetini "kahramanlık hikayesine" dönüştürebilirse halkı konsolide eder ve İzmir’den siyasi bir elmas çıkar. Peki Kurtlar sofrası ve bu cendereden nasıl çıkar Başkan?

1- Liyakat Operasyonu: Belediye içinde "iki tarafa da çalışan" veya sadece köstek olan bürokratlar pasifize edilerek. "Başkanın Özel Takımı" (A takımı) kurularak. Bu takım sadece başkana sadık, teknik kapasitesi yüksek kişilerden oluşacak.
2-Mali Tampon Oluşturma: İktidarın kesebileceği ödeneklere karşı, belediyenin öz gelirlerini (kira, reklam, vergi yapılandırma) maksimize edecek bir acil eylem planı başlatarak.
3-Sessiz Dinleme: Şehirdeki tüm mahalle muhtarlarıyla "siyasetsiz" toplantılar yapılacak. Partilerin değil, mahallenin derdi dinlenerek.
4- “Neden Yapamıyoruz?" Panoları: Engellenen her proje için şantiye alanına büyük tabelalar asılacak: "Bu kreşin yapımı X kurumunun onayı beklendiği için durmuştur. Biz hazırız, onayı bekliyoruz." (Mağduriyet değil, şeffaf bilgilendirme). Yaparak.
5-Dijital Meclis: Belediye meclis toplantıları sadece yayınlanmakla kalmayacak, halkın o an canlı yorum yapabildiği ve oylamalara (gayri resmi de olsa) katıldığı bir platforma dönüştürerek.
6-Halk Günü 2.0: Başkan haftada bir gün makamını sokağa taşıyacak. "Makam odam artık mahalleniz" diyerek korumasız ve doğrudan temas kurarak
7-Mikro İcraatlar: Büyük ihaleler gerektirmeyen; atık yönetimi, sokak hayvanları, kadın kooperatifleri ve gençlik merkezleri gibi doğrudan insana dokunan projelerle.
8-Bağımsız Medya Ağı: Kendi sosyal medya mecralarını bir TV kanalı gibi profesyonelleştirecek. Yerel basını, tarafsızlığı üzerinden birleştirerek.