Şimdiler meşhur bir dizi var: Masumiyet Müzesi. Konu aşk olunca yazarın diğer eserleri hep gölgede kalır. Aynı Sabahattin Ali’nin ‘’Kürk Mantolu Madonna’’ eserini bilip ‘’Sırça Köşk’’ eserinin gölgede kalması gibi.

Orhan Pamuk’un ‘’Kar’’ kitabında; Laiklik ve Siyasal İslam'ı anlatırken şöyle bir diyalog geçer:

“Hocam peki laiklik dinsizlik demek midir?
"Hayır"
“O halde dinlerin gereğini yerine getiren mümin kızlarımız neden laiklik bahanesiyle derslere alınmıyor? Kızlarımızın eğitim haklarının ellerinden alınması Anayasamıza, eğitim ve din özgürlüğüne hiç uyuyor mu? Sizin vicdanınıza sığıyor mu söyleyin lütfen hocam?"

Laiklik 1937 yılında CHP parti programından Anayasa’ya bir anlamda “transfer” edilmiştir. Ancak bu süreçteki temel problem laikliğin ne Anayasa’da ne de herhangi bir hukuki metinde tanımının yapılmamasıdır. Öyle ki Cumhuriyet’in ilan edilişinin 10.yılında Yeni Asır Gazetesinde yayınlanan haberlerde görülüyor ki, İzmirli aydınlara laiklik hakkında görüşleri ve fikirleri soruluyor. Tam anlamıyla bilinmediği, Türk-İslam medeniyetinde laikliğin bir yere oturması için görüşler alınıyor.

Ziya Gökalp’e göre “ladini”, Müşir Ahmet İzzet Paşa’ya göre “la ruhbani” anlamına gelen laiklik, genellikle iki şekilde hayata geçirilmiştir. Birincisi kamusal alanda dinin önemli ölçüde sınırlandırıldığı ve özel alana çekildiği Fransız tipi (jakoben) laiklik. İkincisi, dinin kamusal alanda daha esnek şekilde yer aldığı, kamusal ve özel alan ayrımına belirgin şekilde yer verilmediği İngiliz tipi (anglosakson) laikliktir. Bunlardan birisi pasif laiklik, diğeri ise dışlayıcı laikliktir. Pasif laiklik, dinî görünümlere kamusal alanda tamamen yer veren bir anlayışı temsil ederken, dışlayıcı laiklik dinin bütünüyle kamusal alandan uzak tutulması anlayışına dayanmaktadır. Bu bakımdan pasif laiklik İngiliz tipi laikliğe, dışlayıcı laiklik de Fransız tipi laikliğe yakın veya benzer bir laiklik modeli olarak değerlendirilebilir.

Türkiye; İngiltere, ABD gibi dünyanın gelişmiş ülkelerindeki seküler laiklik yerine, Fransa’nın jakoben laikliğini almıştır. Ancak Fransa 1968’de General De Gaulle ile beraber jakoben laikliği terk etmiş ve bugün bütün modern dünya seküler laikliğe dönmüş, Türkiye ise ısrarla jakoben laiklik üzerinde durmuştur. Jakoben laiklik, Fransa kaynaklıdır ve din üzerinde baskı kurar.

Laik devletin görevi, vatandaşların inançlı veya inançsız olma, o veya bu dine inanma ve takip etme bakımından tercihlerine eşit mesafede durmak ve herkesin din ve vicdan özgürlüğünü güvence altına almaktır. Bu nedenle laiklik, özü itibarıyla, bir özgürlük rejimidir; bir baskı aracı değildir.
Dini ve dogmatik etkiyi kaldırmak, yerine akıl ve mantığa dayanan, bilimin ışığında ilerleyen bir toplum modeli oluşturmak, bunu da öncelikle laiklikle gerçekleştirebileceği sonucuna varılıp, Laik uygulamalarla, uygar batı toplumları ile arasında açılan mesafenin kapatılmaya çalışıldığı söylenir.Fakat bunu söyleyenlerin İslamı ve Müslümanlığı anlamadığı, anlamadığı gibi önyargılı oldukları açıktır. Vahiy ve akıl tartışması Sokrates'ten bu yana felsefe tarihini belirleyen temel tartışmalardan biridir. Vahiy akla hitap eder ve onun tarafından anlaşılıp yorumlanmasını ister. Vahiy ve akıl arasında bir zıtlık bulunmaz.

Batı’da laiklik, haklı görülebilir. Zira gelişmeyi ve ilerlemeyi engelleyen bir inanç söz konusudur. Fakat İslâm’da bilimsel buluşları kısıtlayan, düşünce özgürlüğünü yasaklayan bir din olmaması, bunu ibni Sina’yı, farabiyi araştıran görür. İnsanı özgürleştirmeyi hedef aldığını, köleliği yasak eden ilk din olması ile ispatlar. Adalet ve eşitliği sağlamayı amaçlaması, Hz.ömer’in adaleti ve veda hutbesi bunu çok iyi ispatlar, araştırma ve yeniliği teşvik etmesi, bilim çin’de bile olsa gidin alın ve bana bir harf öğretinin 40 yıl kölesi olurum anlayışı ile gösterir. Düşünce, ifade ve ibadet özgürlüğünü mekkenin ve istanbul’un fethinde kiliselere ve inanmayanlara geniş haklar vererek garantilemesi tarihte geniş yer bulur.

Peyami Safa’nın dediği gibi: ‘’İnan ve düşün! İkisi birbirini bozmaz, tamamlar. Doğulu gibi İnan, Batılı gibi düşün. Tap ve bil. İmansız ilim ve ilimsiz iman , tek ağızlı makas.
İmansız din ne kadar sahte ise, ilimsiz, izahsız, isbatsız inkılap da o kadar uydurmadır.’’

17 Kasım 1924’te kurulan, parti tüzüğünde cumhuriyet ilkesinin, liberalizmi ve demokrasiyi benimseyen, aynı zamanda dini inançlara da saygılı olunduğu açıklayan, Amasya Genelgesi ile Kurtuluş Savaşı'nı başlatan beş kişilik kumandan kadrosunun Mustafa Kemal Paşa hariç tüm üyeleri, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nda yer alan, aynı zamanda ülkedeki ilk muhalefet partisi olan ve programındaki "fırkamız itikad-ı diniyeye ve fıkriyeye hürmetkardır" (Parti, dini düşünce ve inançlara saygılıdır) maddesi gerekçe gösterilerek, Şeyh Said İsyanı'ndan sorumlu tutulmuş ve 5 Haziran 1925'te kapatılmıştır. Daha sonra Mustafa Kemal Paşa'ya düzenlenen İzmir Suikastı olayında bu partinin kurucularının bir bölümü yargılanmıştır.

İrtica retoriği, cumhuriyetin ilk döneminden itibaren Türkiye’de bürokrasiye dayanan seçkinci iktidar anlayışının muhaliflerinin siyasi meşruiyetini yok saymak ve yok etmek için kullandıkları işlevsel bir araçtır. Hem ilk muhalefet partisi olup hem de ilk kapatılan parti olan S.Ç.P olayında da görüldüğü gibi bu araç aynı zamanda en etkili ve işlevsel olanıdır ki işe yaradığı daha sonra Türk demokrasi tarihi boyunca, defalarca görülmüştür. Kenan Evren ve Fetö bile darbeyi haklı kılmak için, darbe bildirisinde laikliği kullanmıştır.

Cumhuriyet döneminde uygulanan laiklik politikaları toplumsal dokuda büyük kırılmalar meydana getirmiştir. Oysa laiklik, toplumu bölen bir ilke değil, bütünleştirici bir barış unsuru olmalıdır.

Eylül 2010 yılında referandum mitingleri sırasında “Türbanı da özgür kılacağız.” Demişti Kılıçdaroğlu. Böylelikle 2014 yılında milli eğitime bağlı okullardaki öğrencilerin kılık ve kıyafetine dair yönetmelikte yer alan ‘başı açık’ ibaresi kaldırılarak, ortaöğretimdeki başörtü yasağı aşılmış oldu. Sonrasında, CHP adına açıklama yapan CHP grup başkanvekili Akif Hamzaçebi, ortaöğretimde başörtüsü özgürlüğünün yolunu açan yönetmelik değişikliğinin iptali için yargıya gitmeyeceklerini açıklamıştır.

Başörtüsünün kamuda serbest olmasının ardından 4 Ak Parti milletvekili meclise başörtülü olarak gelmiş daha önceki zamanlarda her yolu deneyip buna engel olacaklarını söyleyen CHP, bu duruma hiçbir kurumsal tepki vermemiş, sessiz kalarak durumu kabul etmiştir.

Aynı yasa, aynı laiklik, peki fark neydi?

Laiklik elden gitmedi. Ama dışlayıcı jakoben laiklik anlayışı geriledi. Kamusal alandaki tek tipçi uygulamaların son bulması, başörtüsüne yönelik kısıtlamaların kalkması ve dini eğitimin normalleşmesi laiklik anlayışının demokratikleşmesidir.

Mesela Hristiyan dünyasında Noel, İsa’nın doğumunu kutlamaktır. Avrupa’da okullarda Noel layıkıyla kutlanır. Noel ilahileri en gür sedayla söylenir. Kilise gezileri yapılır.
Noel yemeği yenir okullarda. Sınıflar süslenir. İncil’den hikâyeler okunur. ABD Anayasası’nın Ek 1. maddesi, devletin din tesisi ile ilgili yasal düzenleme yapamayacağını ve dinin gereklerinin serbestçe yerine getirilmesini yasaklayamayacağını hükme bağlamıştır. Böylelikle dinin ve dindar vatandaşların, devletin keyfi tutumundan korunması amaçlanmıştır.14 Şubat ve Noel'de sokakların süslenmesi bizi Hristiyanlaştırmadığına göre, Ramazan gelince okul bahçelerinde muhteşem koreografilerin yapılması, çocukların okullarda ilahi söylemesi aydınlığa engel olmadığı gibi laikliğe aykırı değildir.

"Demokrasi, özgürlükleri yalnız kendisi için istemek, yalnız kendisi için kullanmak demek değildir. Bunu bir anlayabilsek rahatlayacağız. "Hep söylerim, Türkiye'de 'hasta' olan ne halktır ne de ekonomi; hasta olan, aydın kesiminin bir bölüğüdür. Laiklik anlayışları basit, sıradan ve sathi; Aslında farkında olmadan 'seçkinci alafrangalığı' savunuyorlar. Her zaman yaptıkları gibi 'orijinallikle' marjinalliği karıştırıyorlar." Der Atilla İlhan, ‘’Hangi Laiklik’’ kitabında.

Pi adlı kitabında ‘’Laiklik karşıtı olanlardan daha kötü bir şey varsa cumhuriyeti ağızlarına sakız etmiş ama anlamını bilmeyenlerdi...’’ Diyen Azra Kohen ile yazımı sonlandırırken, Milli ve Manevi değerlerimize sahip çıkmak ve hep beraber bu güzellikleri paylaşmak dileğiyle çocuklarımıza orucun sadece aç ve susuz kalmak olmadığını gösterip, ramazanın o güzel yanlarını gösterelim.