Bir mutfağın en güzel yanlarından biri, sadece karnımızı değil, ruhumuzu da doyurmasıdır. Mercimek köftesi, bu anlamda Türk mutfağının en naif lezzetlerinden biridir; hem ekonomik hem besleyici, hem de her lokmada geçmişin sıcak hatırasını taşıyan bir dosttur.

Kırmızı mercimekleri tencereye alıp yavaş yavaş kaynamaya bırakırken, sıcak suyun ve küçük tanelerin birbirine karışmasını izlemek bana her zaman bir sabrı hatırlatır. Mercimekler yumuşayıp suyu çektiğinde, üzerine eklediğiniz ince bulgur taneleri, tıpkı hayatta karşılaştığımız küçük sürprizler gibi şişer ve büyür.

Bir yandan soğanı zeytinyağında kavurmak, evin içine yayılan mis gibi kokuyu getirir. Kavrulan soğan ve eklenen salçalar, mercimekle buluştuğunda ortaya çıkan renk ve doku, bana küçük şeylerin bile ne kadar büyük mutluluklar yaratabileceğini hatırlatır.

Baharatları ve taze otları karışıma eklerken, her bir dokunuşun lezzeti değiştirdiğini görürüz. Kimyon, kırmızı biber, kararbiber ve tuz; sadece damak tadımızı değil, sofradaki sohbeti ve paylaşımı da zenginleştirir. Limon suyunun eklenmesi ise bana, hayatın bazen beklenmedik tatlarla güzelleştiğini hatırlatır.

Ve nihayet, köfteleri şekillendirirken ellerimizle verdiğimiz o küçük özen… Her bir köfte, sadece bir yemek değil, emekle ve sevgiyle yoğrulmuş bir anıdır. Marul yaprakları ve taze nane ile servis edildiğinde, soframızda sadece yemek değil, bir öykü de vardır: geçmişten bugüne taşınan, paylaşmanın ve birlikte olmanın öyküsü.

Mercimek köftesi yapmak belki sadece bir tarif değil, sabrı, sevgiyi ve paylaşmayı hatırlayan bir ritüeldir. Sofralarınıza kattığınız her köfte, hem karınları hem de kalpleri ısıtan bir hikâyedir.