Yeni yıl yaklaşırken pek çoğumuz vision board’lar hazırlamaya başlıyoruz.
Kesilmiş dergi sayfaları, yazılmış hedefler, hayalini kurduğumuz evler, işler, bedenler, hayatlar…
Yeni yıl, yeni dilekler, yeni umutlar.

Ama bu yıl kendime başka bir yerden bakıyorum.
Vision board’ların yalnızca ne istediğimizi değil, neyi taşıdığımızı da göstermesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü hayat, sadece hedeflerden ibaret değil. Hayat aynı zamanda alışkanlıklarımızdan, korkularımızdan, vazgeçemediklerimizden ve sırtımızda gezdirdiğimiz yüklerden oluşuyor.

Bazen bir şeyleri çok istiyoruz ama neden olmadığını sorgulamıyoruz.
Belki de mesele istememekte değil; hâlâ eskiyi taşımakta.
Eski kırgınlıkları, eski alışkanlıkları, artık bize hizmet etmeyen düşünceleri…

Vision board’lar genellikle “daha fazlası” üzerine kurulu.
Daha çok para, daha iyi bir iş, daha fit bir beden, daha mutlu bir ilişki…
Oysa kimse panosuna şunu asmıyor:
Daha az yük, daha az kendine sertlik, daha az başkalarının beklentisi.

Yeni yıl belki de “eklemekten” çok, hafiflemekle ilgili.
Her şeyi kontrol etme ihtiyacını, herkesi memnun etme çabasını, her şeye yetişme zorunluluğunu geride bırakmakla…

Bir pano hazırlarken kendimize şu soruları sormak gerek:
Bu yıl kim olmak istiyorum?
Neye dönüşmek istiyorum?
Ve en önemlisi, yanımda neyi taşımamaya karar veriyorum?

Çünkü bazı şeyler panoya asılmaz ama hayatı değiştirir.
Sınır koyabilmek.
Yavaşlayabilmek.
“Hayır” diyebilmek.
Ve bazen sadece olduğu yerde durabilmek.

Belki de bu yılın vision board’u;
daha çok istemekten değil,
daha sahici yaşamaktan geçiyor.

Ve belki de asıl soru şu:
Bu yeni yıla girerken, panona ne ekledin değil…
Yanında neyi taşımamaya karar verdin?