Hain 15 Temmuz darbe teşebbüsünün üzerinden 9 yıl geçmesine rağmen halen tam anlamıyla tehlike ve ülkenin geçirdiği badireler tam anlamıyla anlatılamadı. Okullarda ders kitabına giremedi. Oysaki dünyanın hiçbir ülkesinde bu denli bir organizasyon ve böylesine bir kalkışma atlatılamazdı. O gece siyasi görüşlerini bir yana bırakarak Cumhuriyeti ve vatanı korumak için meydanlara inen şehitlere rahmet, gazilere geçmiş olsun ve yakınlarına sabırlar dileyerek sizi 2014 yılına götüreceğim.

2014 yılında Star TV’de yayınlanan Reaksiyon diye bir dizi vardı. Çok iyi kadrosuna rağmen o yıllarda gerekli ilgiyi görmeyip, daha doğrusu mobbinge uğratılarak fetöcü firmaların reklam vermeyerek ve örgütlenerek kimseye de reklam verdirmeyerek bitirilen bir dizi olarak kısa sürdü. Hangi firmalar olduğu belli. Fetö zamanın himmetçisi, şimdiki zamanın hizmetçisi olan firmalara kısa bir araştırma ile ulaşabilirsiniz. Bununla da yetinmedi fetöcüler. Sosyal medya hesaplarından diziye yönelik çeşitli eleştiriler yapıldı. Dizinin senaryosunu abartılı ve gerçekçilikten uzak olduğu yönünde algı operasyonları yaptılar. Darbeye 2 sene kala böyle bir dizi çok rahatsız etmişti.

Dizinin konusu ise; devlet içindeki hainleri temizlemek amacıyla kurulan özel bir ekibin mücadelesini anlatıyor. İstihbarat Başkanı Gürkan ve Başbakanlık Müsteşarı Öktem, devlet kurumlarını düşman unsurlardan arındırmak için gizli bir operasyon başlatır. Dizi, küresel güçlerin iç temsilcileri üzerine yoğunlaşarak, Oğuz ve Tekin’in iç düşmanlarla mücadelesini konu alıyor. Hikâye boyunca ihanetler, suikast girişimleri ve gizli operasyonlar ön plana çıkıyor. Devleti yüreklerinin farklı tarafları ile seven iki grubun çatışmasıyla başlayan süreç onları vatanın bölünmezliği konusunda birleştiriyordu. Devletin şahin kanadı ‘’Siz alnı her secdeye varanı vatansever sandınız" derken, İktidar kanadı ise ‘’Ama sizde her elinde kadeh olanı kendinizden sandınız’’ diyerek özeleştiri yapıyordu. İşin sonunda gerçek ve tek düşman fetöye karşı birleştiler.

Reaksiyon mu, Aksiyon mu? Yoksa bir direnişin sessiz haykırışı mıydı o ekranlardan yansıyan? Gerçeklere dokunuyordu. Belki de bu yüzden gözler rahatsız oldu, kulaklar işitmek istemedi. Dizinin önü kesildi; reklamlar engellendi, destek veren firmalar sindirildi, perde arkasında örgütlü bir ambargo uygulandı. Ama bu sessizlik diziyi susturamadı. Reaksiyon, sosyal medyada bir karalama kampanyasının ortasına atıldı: “abartılı”, “gerçek dışı”, “algı operasyonu” gibi etiketlerle örülen eleştiriler, aslında yalnızca dizinin ne kadar doğru yerlere parmak bastığını gösteriyordu. Çünkü bu yapım, bir ihanetin anatomisiydi. Ve o ihanet, iki yıl sonra yaşanacak büyük kırılmanın ayak sesiydi. Küresel güçlerin yerli piyonlarıyla gölgelerde savaşırken, izleyici her bölümde kendini başka bir cephede buldu. Suikastlar, ihanetler, şüphe ve karanlık, hepsi bir yapbozun parçasıydı.

Ne olursa olsun, sonunda herkes tek bir gerçeğin etrafında birleşti: Bu mücadeledeki asıl düşman, milletin içine kök salmış bir ihanetti. Ve o ihanetin adı artık çok daha netti. Bu sadece bir dizi değildi. Bu bir uyarıydı. Bir seslenişti. Kurgunun ötesinde bir gerçeklik. Duyulmak istenmeyen, ama görülmesi gereken.

Şimdi günümüze gelecek olursak, çok bedeller ödendi. Kimi canıyla, kimi makamıyla kimi de yalnızlaştırılarak. Mesela en büyük bedeller ödeyen VARANK ve OLÇOK aileleri. Mustafa Varank ağabeyini kaybetti. Olçoklar; babalarını, ağabeylerini, amcalarını. Ama şimdi Varank ne kabinede, ne de külliyede. Olçokların yerini almak isteyen çok reklam şirketleri çıktı. Dolaylı yoldan reklam şirketleri kurup, genel merkezde de pozisyon alınca, Olçokların işlerini almakta zor olmadı.

Meydanlarda olmayıp şimdi makam kapanları, vekil olanları, ilçe başkanı olanları görünce size bir hikaye anlatasım geldi.

Bir zamanlar, yemyeşil bir vadide huzurla yaşayan bir sürü vardı. Gündüzleri meralarda otlar, geceleri yıldızlar altında dinlenirlerdi. Sürünün başında gözü pek bir çoban, yanında sadık bir köpek ve uykuyu çok seven bir horoz yaşardı. Bir gece, vadiden sinsice bir kurt yaklaştı. Sessizdi, gölgeler gibi.Ama horoz, ay ışığında bir parıltı fark etti. Tüyleri diken diken oldu. Bir anda öttü, öyle yüksek öttü ki dağlar yankılandı. Ötmesiyle birlikte köpekler havladı, çoban yerinden fırladı, halk toplandı. Kurt ürktü, gecenin karanlığında kaçtı ve kayboldu. Sabah halk sevinç içindeydi. Kurt kaçmış, sürü sağ kalmıştı. Ama “Horoz uğursuzluk getirdi!” dedi biri. “Uykumuzu kaçırdı” dedi diğeri. Sonunda hep birlikte horozu kesip ziyafet verdiler. Çoban uzaktan bakarken içinden şöyle geçirdi: “Gerçek kahramanlar, çoğu zaman sessizce uğurlanır.”

Gerçekleri söyleyen, tehlikeyi haber veren, erken uyaranlar; çoğu zaman ödüllendirilmez. Aksine, susturulurlar ya da cezalandırılırlar. Oysa susanlar, geç uyananlar, görevini eksik yapanlar, sistemin parçası olmaya devam eder.

Darbeye iki yıl kala, ekranlara düşen bir direnişin şifresi Reaksiyon ve diziden 2 yıl sonra yapılan Aksiyon darbesi. Bugün hâlâ sorulmalı: Acaba bu hikâyeyi daha önce anlayabilseydik, tarih başka yazılabilir miydi? Ve şimdi, susturulan gerçekleri duyma zamanı gelmedi mi?