'Otuzunda insan, hayatının yıllık raporunu ilk kez dürüstçe okur.'
Çocukluk, insan ömrünün en saf dönemidir. Çevresel baskıların henüz oturmadığı, hayallerin özgürce dolaştığı, güneşin illa sarı olmak zorunda olmadığı o çağ… Resimlerde hayvanlara üç kulak çizer, dünyanın zihninde istediğin gibi şekillendiği o sınırsız alanda yaşarsın. Sonra çocukluktan ergenliğe doğru adım atarız. Gerçeklik kapıyı çalmaya başlar ama masumiyet hâlâ omuzlarımızda bir atkı gibi durur. Artık bilirsin kuralların, şekillerin, dünyanın işleyişinin yetişkinlerce belirlendiğini; ama yine de o masum bakışı kaybetmemek için içindeki çocuk sessizce direnir. O masumiyet, yaş aldıkça yanına eklenen her yıl ile birlikte biraz daha uzaklaşır; 10 artı, üstüne koyduğun her sayı kadar… Yine de içinin en derin yerinde o çocukluk sezgisini saklamayı başarırsın.
20’ler, acıyla tatlının ilk kez aynı cümlede buluştuğu yıllardır. Hayata gerçekten adım attığın, ilk aşkı, ilk gerçek arkadaşlıkları, ilk derin yarayı tanıdığın dönem… Çocukken de canın yanmıştır, ama bu acı başkadır; büyüten, olgunlaştıran, kötülüğü katman katman hissettiren bir yoğunluk taşır. Buna rağmen insanda hâlâ derinlerde korunmuş bir iyilik inancı vardır. Cesaretin yüksek, enerjin taşkın; sonunu düşünmeden gittiğin yollar gençliğin coşkulu şelalesi gibi akar. 20’ler, kendine meydan okumanın en özgür yıllarıdır.
Ve sonra 30’lar gelir… Gözlerin kapalı yürüdüğün yolların ardından, bir sabah dünyayı ilk kez gerçekten tüm renkleriyle gördüğün yıllar. Acılar daha katranlıdır ama seni tüketmez; artık neyi yakıp neyi güçlendirdiğini bilirsin. Sevinçler daha olgundur; taşkınlık değil, derinlik verir. Bir tablonun köşesinde yıllarca fark etmediğin parlayan yıldızı bir anda görürsün; otuzların en büyük dönüşümü, işte o detayı fark edebilme yeteneğidir. Geçmişin acılarını süzgeçten geçirir, belki hâlâ o süzgeçten geçerken bile başka birine dönüştüğünü hissedersin. Aynı sen değilsindir artık. 30’lar hem zahmetli hem aydınlık; hem zorlayan hem de ayaklarının altını sağlamlaştıran yıllardır.
Henüz kırklar için biraz yolum olsa da güçlü bir his taşıyorum: Kırklar, otuzları uzaktan gördüğüm kadar güzel yıllar olacak. Her yılın öğrettiği ayrı bir dünya var; ancak otuzlar, yirmilerin masumiyetini özleten ve gerçeği daha net görmeyi sağlayan bir gözlük gibi. Şimdi, otuzlar… Hayatımın dışında bambaşka bir dünyaların daha var olduğunu öğreten yıllar. Peki ya siz, ömrünüzün hangi yılındasınız? Ve en çok hangi yıllarınızı sevdiniz?