Ekümenik Patrik Bartholomeos’un 14–20 Eylül 2026 tarihleri arasındaki İngiltere ziyareti, Londra’daki dini temasların ötesine geçen bir program oldu.

Chichester Üniversitesi tarafından fahri doktora verilen Bartholomeos, Oxford’da hukuk, insan hakları ve din özgürlüğü üzerine iki ayrı konuşma yaptı. Ziyaret kapsamında İngiltere’nin farklı bölgelerindeki dini ve kültürel merkezleri de ziyaret etti. Programın diplomatik boyutunu artıran temaslardan biri ise Kral III. Charles ile yapılan görüşmeydi.

Resim1-7

Ancak ziyaretin Türkiye açısından en dikkat çekici durağı Oxford oldu.

Bartholomeos, 17 Eylül’de Oxford Hukuk Fakültesinde “Ortodoksluk ve İnsan Hakları” başlıklı konuşmasında Ortodoks teolojisinin insan haklarına yaklaşımını anlattı. Aynı gün Virgin Meryem Ana Üniversite Kilisesi’nde “Çatışmalı Ekosistemlerde Dini Özgürlük” başlıklı ikinci konuşmasını gerçekleştirdi. İki konuşmanın ortak noktalarından biri, insan hakları ile din özgürlüğünün birbirinin alternatifi olmadığı düşüncesiydi. Bartholomeos’un yaklaşımında insan yalnızca kendi haklarını talep eden bağımsız bir birey olarak değil, başkalarıyla ilişki içinde yaşayan bir kişi olarak ele alınıyor. Bu nedenle özgürlük; sorumluluk, dayanışma ve başkasının hakkına saygıyla birlikte düşünülüyor.

Oxford’daki ikinci konuşmanın Türkiye açısından daha doğrudan bir başlığı vardı: Heybeliada Ruhban Okulu.

Bartholomeos, okulun 1971’den beri kapalı olduğunu hatırlattı. Ardından önemli bir gelişmeyi kamuoyuyla paylaştı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmenin ardından Patrikhane ile Milli Eğitim Bakanlığı ve Yükseköğretim Kurulu arasında okulun yeniden açılması konusunda “yenilenmiş ve umut verici” görüşmeler yürütüldüğünü söyledi.

Bu açıklamanın arka planında 16 Haziran 2026’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Bartholomeos’u Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde kabul etmesi bulunuyor. Görüşmenin ayrıntıları kamuoyuna açıklanmadı. Ancak görüşmenin ardından Heybeliada Ruhban Okulu konusunda MEB ve YÖK ile temasların sürdüğü Patrikhane tarafından açıklandı.

Burada Türkiye açısından hukuki bir ayrıntının altını çizmek gerekiyor.

Heybeliada Ruhban Okulu’nun kapanma süreci, özel yükseköğretim kurumlarının statüsüne ilişkin hukuki düzenlemelerle bağlantılı. Anayasa Mahkemesinin 1971 yılında özel yükseköğretim kurumlarına ilişkin düzenlemeler hakkında verdiği kararın ardından okulun teoloji bölümü de mevcut yükseköğretim sistemi içinde hukuki bir sorunla karşı karşıya kaldı ve 9 Temmuz 1971 itibarıyla faaliyetini sürdüremez hale geldi.

Dolayısıyla bugün tartışılan konu yalnızca “okul açılacak mı?” sorusundan ibaret değil. Asıl mesele, hangi hukuki statüyle ve hangi akademik modelle açılabileceği.

Geçmişte okulun bir devlet üniversitesine bağlanması gibi farklı modeller gündeme geldi. Ancak Patrikhane açısından okulun bağımsız niteliğinin korunması meselesi önem taşıdı. Bugün yeniden başlayan temasların da bu nedenle yalnızca siyasi bir iradeyle değil, hukuki ve akademik bir çerçeve içinde değerlendirilmesi gerekiyor.

Oxford mesajının bir başka boyutu da din özgürlüğünün uluslararası siyasette nasıl ele alınacağıyla ilgiliydi. Bartholomeos, din özgürlüğünün devlet politikalarının veya büyük güçler arasındaki rekabetin bir aracına dönüştürülmemesi gerektiğine dikkat çekti. Bu yaklaşım, yalnızca Türkiye'ye yönelik bir değerlendirme olarak değil, uluslararası sistemde din özgürlüğünün seçici biçimde kullanılmasına yönelik daha geniş bir eleştiri olarak da okunabilir.

Türkiye açısından bakıldığında Heybeliada artık yalnızca tarihi bir okulun geleceği değildir. Konu; yükseköğretim mevzuatı, din özgürlüğü, azınlık hakları, Türkiye-Yunanistan ilişkileri ve Lozan çerçevesindeki tartışmaların kesiştiği bir dosyaya dönüşmüş durumda.

Buradaki gelişme dikkatle yönetilirse, Türkiye’nin kendi hukuk düzeni içinde ortaya koyacağı bir çözüm modeli olarak değerlendirilebilir. Böyle bir yaklaşım, dışarıdan gelen taleplere yalnızca cevap vermek yerine Türkiye’nin kendi hukuki çerçevesini ortaya koymasına da imkan sağlayabilir.

Oxford’dan verilen mesajın Türkiye’deki karşılığı bu nedenle yalnızca Patrikhane ile sınırlı değil. Önümüzdeki dönemde belirleyici olacak konu, Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılıp açılmayacağından önce, açılması halinde bunun Türkiye’nin yükseköğretim sistemi, hukuk düzeni ve Lozan çerçevesindeki yükümlülükleriyle nasıl uyumlandırılacağıdır.

Yarım yüzyılı aşan bir tartışmanın geleceği, bu kez diplomatik sloganlardan çok hukuk metinlerinde ve eğitim düzenlemelerinde şekillenecek.