Ege’de adalar meselesi yeniden gündemde. Tartışmanın son halkasını, Yunanistan’ın 7 Ağustos 2026’da Ege’yi de kapsayan Turizm Özel Mekansal Çerçevesi oluşturdu.
Türkiye, antlaşmalarla Yunanistan’a devredilmediğini değerlendirdiği bazı coğrafi formasyonların bu düzenlemede yer almasına itiraz etti ve söz konusu planlamaların Türkiye bakımından hukuki sonuç doğurmayacağını açıkladı. Ankara’nın dikkat çektiği bir başka nokta da Ege gibi yarı kapalı bir denizde kıyıdaş ülkelerin birbirini ilgilendiren konularda tek taraflı adımlar atmaması gerektiği oldu.

Bugünkü tartışmayı anlamak için biraz geriye gitmek gerekiyor. Lozan Barış Antlaşması’nın 6 ve 12. maddeleri kıyıdan üç mil meselesini düzenliyor. 15. madde ise Türkiye’nin İtalya’ya bıraktığı Rodos, Kos, Meis ve diğer On İki Ada ile bunlara bağlı adacıklardan söz ediyor. Buradaki “bağlı adacıklar” ifadesi önemli. Çünkü Lozan, Ege’deki bütün küçük kayalıkların statüsünü tek bir cümleyle belirlemiyor.
Lozan’ın ardından Meis ve çevresindeki ada ve adacıkların durumu yeniden ele alındı. Türkiye ile İtalya arasında 4 Ocak 1932’de bir sözleşme imzalandı. Bu düzenlemeyle bazı ada ve adacıkların hangi tarafa ait olduğu açık biçimde belirlendi. 28 Aralık 1932’de ise sınır çizgisinin ayrıntılarını ele alan başka bir belge ortaya çıktı.
Kardak tartışmasının önemli bir bölümü de buradan kaynaklanıyor. Türk Dışişleri Bakanlığı’nın hukuki değerlendirmesine göre Kardak, 4 Ocak 1932 Sözleşmesi’nde adıyla yer almıyor; 28 Aralık 1932 tarihli belgede ise Kardak’a atıf bulunuyor. Türkiye, bu ikinci belgenin gerekli hukuki işlemlerden geçmediğini ve Milletler Cemiyeti’ne tescil edilmediğini savunuyor. Dolayısıyla iki belgeyi aynı hukuki değerde görmek doğru değil.
1947’ye gelindiğinde tablo değişti. İtalya ile yapılan Paris Barış Antlaşması’nın 14. maddesi, On İki Ada’yı “bitişik adacıkları” ile Yunanistan’a bıraktı. Aynı maddede adaların askerden arındırılması da hükme bağlandı. Türkiye bu antlaşmanın tarafı değildi. Bu nedenle Ankara açısından mesele, yalnızca Paris Antlaşması’ndaki ifadelerin ne anlama geldiği değil, İtalya’nın hangi ada ve adacıklar üzerinde egemenlik hakkına sahip olduğunun da ortaya konulmasıdır. Yunanistan ise Paris Antlaşması’nın ada grubunun statüsünü belirlediği görüşünde.
Bir noktayı özellikle ayırmak gerekiyor: Egemenlik başka, silahsızlandırma başka. Bir ada bir devlete ait olabilir; fakat antlaşma o adada askeri faaliyetleri sınırlayabilir. Lozan’ın 13. maddesi Midilli, Sakız, Sisam ve İkarya için askeri kısıtlamalar getirirken, Paris Antlaşması On İki Ada için daha açık bir demilitarizasyon hükmü içeriyor.
Ege’deki uyuşmazlık 1976’da Uluslararası Adalet Divanı’na da taşındı. Ancak Divan 1978’de davanın esasına girmedi ve gerekli yargı yetkisinin bulunmadığına karar verdi. Bu nedenle söz konusu karar, adaların kime ait olduğunu belirleyen bir hüküm olarak gösterilemez.
Türkiye açısından bugün en sağlam yol, siyasi tartışmayı büyütmek değil, belgeleri tek tek ortaya koymaktır. Hangi ada Lozan’da nasıl düzenlendi? “Bağlı adacık” hangi alanı kapsıyor? 1932 belgelerinin hukuki niteliği ne? 1947’de İtalya hangi egemenlik alanını devretti?
Ege’de küçük bir kayalık bazen yalnızca birkaç yüz metrekarelik bir kara parçasıdır. Fakat onun statüsü, deniz yetki alanlarından güvenlik politikalarına kadar çok daha büyük sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle meseleye haritadan önce antlaşma metinleriyle bakmak gerekiyor.
Kaynakça:
-Lozan Barış Antlaşması, md. 6, 12, 13, 15 ve 16;
-4 Ocak 1932 Türkiye-İtalya Sözleşmesi;
-28 Aralık 1932 Türkiye-İtalya belgesi;
-1947 İtalya ile Barış Antlaşması, md. 14;
-Uluslararası Adalet Divanı, Aegean Sea Continental Shelf, 1978;
-T.C. Dışişleri Bakanlığı, Background Note on Aegean Disputes;
-T.C. Dışişleri Bakanlığı, 7 Ağustos 2026 tarihli açıklama.