“Bazen yıldızları süpürürsün farkında olmadan,
Güneş kucağındadır, bilemezsin.
Bir çocuk gözlerine bakar, arkan dönüktür.
Göğsünde kuruludur orkestra, duyamazsın.
Koca bir sevdadır yaşamakta olduğun, anlamazsın.
Uçar gider, koşsan da tutamazsın.”
— William Shakespeare
“O günleri özleriz, ama o günlerde gerçekten yaşadığımızın farkında mıyız?”

Hayat yaşanıp giderken, çoğu zaman gözlerimizi geleceğe dikeriz. Daha iyi bir yarın için koşarken, bugünün başarılarını, hislerini, mutluluklarını ıskalarız. Çocukken büyümek için sabırsızlanırız, gençken gelecek hayallerini kurarız, iş hayatında hep daha fazlasını ararız. Ve bir gün geriye dönüp baktığımızda, çocukluğumuzu özleriz; sokakta oynadığımız oyunları, ezan okunurken eve dönmenin burukluğunu..
Sonra lise yılları gelir akla… O günlerde derslerin bitmesini iple çekerken, arkadaşlıklarımızın ve o sıcacık anların şimdi yüzümüzde tebessüm bırakan anılar olduklarını fark ederiz. Üniversite başka bir dünyadır; yeni bir şehir, yeni bir kültür, yeni bir yatak, yeni bir yastık… O günlerde belki farkına varmadığımız köklü değişimler, aslında bambaşka bir hayata açılan kapılardı.

Ve sonra ilk iş… Benimki bir radyo kanalında, sesin büyülü dünyasıyla başlayan bir yolculuk. Bugün bile herhangi bir şarkı duyduğumda kalbim o günkü heyecanla çarpmaya devam ediyor. Şimdilerde payıma düşen ise sürekli daha iyisini yapabilmek için stres altında çalışmak, mükemmeli aramak, bilgisayar başında saatler geçirmek var. Ve insan soruyor kendine:

Sahi, beş ya da on yıl sonra, bugünü de özleyerek mi hatırlayacağım?

Belki de hayatı anlamak, geleceği planlamaktan değil; anı tutabilmekten geçiyor. Belki de hayatı anlamak, rüzgârı tenimizde hissetmekten geçiyor. Belki de hayatı anlamak, bir kedinin başını okşadığımızda kalbimizde hissettiğimiz sevgiden geçiyor.

Sen bugün yaşadığın anın değerini görebiliyor musun?
Ve sen, hayatının tam olarak neresindesin?..